1 Ekim 2009 Perşembe

Bedenin Yanarsa Vakit Tutuşur.


Ölüm kokuyor suskun dudakların.
Yüzüm yüzüne her eriştiğinde,
Lezzetli bir ölüm tadı.
Ben uzanmak isterken ebediyete,
İstiyorum ki bitsin son duraklarım.

Kan döküyorum korkularımdan.
Bu ithafın bile bir tereddütü,
Her harfin bir kuşkusu var.
Sen ki ufuk çizgisinde,
Küçük bir karanlık oluverirsen.
Geceler beni vicdansızca boğar.

Kısık gözlerinde kocaman oluverir miyim?
Sığar mıyım ciğerine dumanlar gibi?
Dokunabilir miyim sigaranın ucuna?
Sarhoş edebilir miyim ben de seni?

Buğulanır mı bana dokunan ellerin?
Uzansam yanına farkeder misin beni?
Gözlerime baksan görür müsün kendini?
Ellerin bedenimin kamçısı;
Kilometrelerin acısını semadan çıkarmak gibi.
Bulutlar elbisen, yıldızlar ise yüzünün bir parçası.

Kanatırsın dizlerini. Hızlıca koşma sakın.
Sen döndürme, çevirme yelkovanını.
Saatler uyusun sessizce.
Takvimler zaten oldukça şaşkın.. Bilmezsin,
Cam kadar; bir pencere kadar şeffaftır aşkın.
Görüpte uzanamamak;
Uzansan da başını çarpıp kanatmak.
Yitirmek bilinci birçok kez;
Dalgalı bir ateş denizinde donakalmak.

Köprüler, kıtalar, uzun soluklu asi yollar...
Otobüsüm geldiğinde esip titretiyor soğuk rüzgar...
Ardımda bıraktığım, tanışmadığım caddeler ve sokaklar.
Ayakkabılarım sürtüne sürtüne,
Sıcak tabanlarımla aşardım bildiğim soğuk yolları.
Şimdi ben koşuyorum...
Önceden bakarken İstanbul' un gözlerine;
Şimdi ben bilmediğim İstanbul' un tenini okşuyorum.


Fatih Öztürk